Fen Bilimleri

 

Arşiv

Arşiv (70)

Alt Kategoriler

 

 

 

Fen ve Teknoloji dersi 1.dönem TEOG sınavı soruları ve açıklamalı çözümleri aşağıda verilmiştir.

1.soruda birinci kuşak saf döl uzun ve saf döl kısa bitkinin çaprazlaması yapılmış. İkinci kuşakda çaprazlanan bireyler heterozigottur. İkinci kuşakta oluşan bireylerden kısa boylu olan saf döldür. Cevap D
2.soruda çocuğun kalıtsal özellikleri anne ve babasına benzerlik gösterir. Cevap C
3.soruda üreme hücrelerindeki zararlı genler yok edilerek toplumda kalıtsal hastalıkları azaltmak amaçlanmıştır. Cevap D

4.soruda 1 renkli kart(organik baz) 1 boncuk(deoksiriboz şeker) ve 1 raptiye(fosfat) üçü bir nükleotid i temsil ediyor.Buna göre renkli kartlar nükleotid değil organik bazdır. Cevap B
5.soruda aynı yaşam ortamında farklı türlerin benzer adaptasyonlar geliştirdiğine vurgu yapılmış. Yani ortam aynı olacak. Cevap B
6.soruda futbol oynayan çocuğun sol ayağının gelişmesi Darwin'in teorisine uygun değil. Lamarck'ın kullanılan organlar gelişir kullanılmayan organlar körelir teorisine uygun. Cevap D        

7.soruda Biyoteknolojiye örnek bir olay var. Bu olay keçilerin beslenmesini değiştirmez. Cevap B

8.soruda kamufle olarak avcısından korunan ve av olmaktan kurtulan denizatı balığı verilmiş. Tırtılın bulunduğu ağaç dalına benzerlik göstermesi kamufle olmak yani avcısından korunmak için alınan bir önlemdir. Cevap A
9.soruda hastalığın ortaya çıkması için çekinik genlerin bir araya gelmesi gerek. Çaprazlama yaparak cevabın C olduğunu görebiliriz.
10.soruda soy ağacında birbiriyle akraba olan kişilerin evlendiği açıkça görülüyor. Cevap C
11.soruda K deneyinde yeni bir canlı oluşurken L deneyinde oluşmamış. L deneyi üremesi sağlamaz. Her ikisi de mitoz bölünme dir. Mitozda kromozom sayısı değişmez. Cevap A

12.soruda İbrahim elindeki tahta parçasını suya bıraksa topu etkilemez. Doğru.
Selma elindeki demir topu suya atarsa batar ve su seviyesi yükselir. Yanlış.
Koray suya tuz atarsa yoğunluk artar ve topun batan hacmi azalır. Doğru. Cevap B
13.soruda K'nin yoğunluğu 18 / 6 = 3gr/cm3 tür. M sıvısında yüzmesi için M'nin yoğunluğunun 3ten büyük bir sayı olması gerekir. Cevap A
14.soruda havada 25N olan cisim suda 20N olarak ölçülmüş. Buradan biz suyun kaldırma kuvvetinin cismin ağır...lığının etkisini azalttığını söyleyebiliriz.
Cevap C

15.soruda yoğunluk sıralaması K>L>M olmalı. L sıvısında cisim askıda kaldığına göre yoğunlukları eşittir. Cevap D
16.soruda K ve L nin ağırlıkları eşitmiş. Dengede kaldıklarına göre askıda kalmışlar diyebiliriz. Askıda kalan cisimlerin ağırlığı kaldırma kuvvetine eşittir. Dolayısıyla kaldırma kuvvetleri eşittir. 1 doğru.
K ve L cisimlerin in ve M ve N sıvılarının yoğunluğu hakkında birşey söylenemez. Cevap A
17.soruda yoğunluk artarsa kaldırma kuvveti artar prensibine göre düşünürsek cevap A dır.
18.soruda yüzen cisimlerin ağırlığı kaldırma kuvvetine eşittir ilkesi gereği elma ve portakal yüzdüğü ne göre kaldırma kuvvetleri eşitse ağırlıkları da eşittir diyebiliriz. Cevap D

19.soru iptal edildi. Herkesin cevabı doğru sayılacak.
20.soruda cisim suda 35N ölçülmüş. Havada daha fazla olmalı. Cevap A

Salı, 15 Eylül 2015 11:08

ÇAPRAZLAMALAR

By

Aynı türe ait erkek ve dişi bireylerin eşleştirilmesiyle yavru bireylerin elde edilmesine çaprazlama denir.

Erkek ve dişi bireylerin üreme ana hücrelerinde mayoz bölünme sonucu oluşan üreme hücreleri n kromozomludur. Üreme hücrelerinin birleşmesiyle döllenme olayı meydana gelir. Döllenmiş yumurtaya zigot denir ve zigot 2n kromozomludur. Zigot hem erkek hem de dişi üreme hücresinden gelen genleri bulundurur. Zigot art arda mitoz bölünmeler geçirerek yavru bireyi oluşturur.

Hatırlayacak olursak her bir karakteri belirleyen genler bir çift harf ile gösterilir. Baskın olan genler büyük harfle, çekinik olan genler küçük harfle gösterilir. (A: kahverengi göz, a: mavi göz)

AA --->  saf döl (homozigot) kahverengi gözlü

aa ---> saf döl (homozigot) mavi gözlü

Aa ----> melez(heterozigot) kahverengi gözlü

Çaprazlama yaparak anne ve babadan gelen genlerle yavru bireylerin genetik yapısı (genotip) ve dış görünüşünün( fenotip)  nasıl olacağına dair ihtimalleri hesaplayabiliriz. Aşağıdaki örnekler üzerinde çaprazlamanın  nasıl yapıldığını inceleyelim.

Örnek 1: Saf döl kahverengi  gözlü bir baba ile mavi gözlü bir annenin çocuklarının mavi gözlü olma olasılığına bakalım;

AA : saf döl kahverengi gözlü baba

aa: mavi gözlü anne

Çaprazlama sonucunda görüldüğü gibi bu ailede oluşabilecek tüm çocukların genotipi Aa, fenotipi %100 kahverengi gözlüdür. O halde bu ailede mavi gözlü çocuk oluşma olasılığı yoktur, yani %0'dır.

Örnek 2: Melez kahverengi gözlü baba ile melez kahverengi gözlü annenin çocuklarının göz rengi için genotip ve fenotip oranlarına bakalım;

Genotip:  %25  AA,   %25 Aa,   %50  aa   veya   1/4 AA,   1/4 Aa,   1/2 aa

Fenotip: %50 kahverengi gözlü,  %50 mavi gözlü  veya   1/2  kahverengi gözlü, 1/2 mavi gözlü  

Daha önceki konularımızda katı tanecikleri arasındaki uzaklığın sıvı ve gazlardan daha az olduğunu öğrenmiştik. Isı alan katı taneciklerinin hareket enerjisi artar ve dolayısıyla da tanecikler arasındaki uzaklık artmış olur. Böylelikle…

8.Sınıflar için TEOG sınavında hangi konulardan soru çıkacağını belirten kazanım listesine aşağıdaki ek dosyaları indir linkine tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Pazar, 27 Nisan 2014 09:55

Doğal Anıtlar

By
Yerkabuğunun oluşumu sürecinde ortaya çıkan yeryüzü şekillerine doğal anıt denir. Doğal anıtlar sadece yeryüzü şekilleri değil; 900-1000 yıllık hayatları boyunca nice tarih­sel olaylara tanıklık eden ve genel ölçülerin çok üzerinde olan yaşlı bazı ağaçlar da doğal anıttır. Bazı doğal anıtlar kendi türü içerisinde tek örnektir.

Sarkıt ve Dikitler

Yer altında ve bilhassa kalkerli tabakalar arasında çoğunlukla genişçe oyuk­lar, yani doğal mağaralar bulunur.

Yağmur suları, toprağa sızarken kalkeri eriterek sıvı bir hamur hâline dönüş­türür. Sonra bu sular yer altı mağarasına ulaşır. Mağaraların tavanından sızan ve kalsiyum karbonat içeren yer altı suları damlalar hâlinde tavandan düşerken, damlaların karbon dioksidi uçar. Damlalardaki bir kısım kalsiyum karbonat oldu­ğu yerde tortulaşır. Yani kalker katılaşarak sertleşir. Su damlası da bu noktadan yere düşer. Düşen damlanın karbon dioksidi uçmaya devam ettiğinden bir kısım kalsiyum karbonat da yerde tortulaşır. Bu olay birbiri ardına devam eder. Sonun­da yukarıdan aşağı ve aşağıdan yukarı doğru uzanan bir takım sütunlar meyda­na gelir. Bu sütunlardan yukarıdan aşağı doğru olanlara (mağaranın tavanından sarkan sütün) sark>t, aşağıdan yukarı doğru olanlara da (yerden yükselen) dikit adı verilir. Bazen sarkıt ve dikitler birbirleriyle birleşerek mağaranın tavanından tabanına kadar uzanan gerçek sütunlar da meydana getirirler.

Sarkıt ve dikitler yer altı dünyası doğal mimarisinin en güzel örnekleridir; ma­ğara bilimine bir peri masalı çekiciliği kazandırırlar. Mağaraları gezenler; bazen yerden tavana kadar birleşen yer yer sarı veya kırmızı (toprak killi ise) renkli şe­killerle karşılaşırlar. Bazen de tek beyaz bir sütun (saf kalker) meydana getiren bu değişik biçimlerin garip manzarasına hayran kalırlar. Bu tür sarkıt ve dikit ma­ğaraları çok sayıda turist çeker. Yurdumuzdaki başlıca örneklerine Antalya - Karain, Alanya - Damlataş, Burdur - İnsu mağalarında rastlanır.

Travertenler

Kalsiyum bikarbonatlı beyaz yer altı suları, kaynak hâlinde dışarı çıkarlar.

İçinde bulunan karbon dioksit, uçar. Karbon dioksidin uçmasıyla geride bıraktık­ları kalsiyum karbonattan oluşan çökeleklere kalker tüfü adı verilir. Kalker tüfleri sünger gibi delikli, hafif, dayanıklı kültelerdir. Kalker tüflerinin daha yoğunlarına traverten adı verilir.

Travertenleri, yer altındaki kireçli kayaları eriterek bol kireçle yüklenen kar­bon dioksitli sıcak sular oluşturur. Bu sular yeryüzüne çıkıp yüksek bir yerden aşağıya akarken içindeki erimiş kireç (kalker) çökelmiş, kat kat basamaklı büyük külteler meydana gelmiştir. İşte bu büyüleyici basamak hâlindeki külteler travertenlerdir. Ülkemizde Denizli Pamukkale ve Antalya travertenleri hepimizin bildiği travertenlerdir.

Pamukkale'de turizmin üç kaynağı bir aradadır: doğa, tarih ve şifalı su. Uzak­tan bakıldığı zaman pamuk yığınlarını andıran bu kalker külteleri her göreni bü­yüler. Son yıllarda yapılan turistik tesisler (kaplıca, motel vb) burayı uluslar arası bir turizm merkezi hâline getirmiştir. Yakınında Roma dönemine ait Hieropolis kentinin harabeleri vardır. Hieropolis'in suyu bugün de içme ve banyo yoluyla te­davi bakımından yararlı bir kaynaktır ve çok sayıda ziyaretçi çekmektedir.

Obruklar

Yer altı suları ve kaynakların yeryüzünde ve yer altında erime ile oluşturduğu şekillere karst şekilleri denir. Erimenin oluşabilmesi arazinin yapısına (kaya tuzu, kalker çabuk erir) ve iklime bağlıdır. Bunun için de sıcak ve nemli bir iklimin ol­ması gerekir. Karstik bölgelerde, eriyen taşların kalın tabakalar hâlinde bulundu­ğu yerlerdeki derin kuyulara obruk denir.

 

 

 

 

Mağaralar

Doğanın, bir yamaca ya da kaya içine doğru oyarak açtığı geniş kovuklara ma­ğara denir. Yeryüzündeki mağaraların çoğu kireç taşı gibi suyun kolayca aşındıra­bileceği yumuşak kayalarda açılmıştır. Ayrıca deniz, lâv ve buzların oluşturduğu mağaralar da vardır:

Deniz mağaraları: Dik bir kıyıya vuran dalgaların hareketiyle aşınan kayalık­ların altında deniz ya da kıyı mağaraları olarak adlandırılan oyuklar ortaya çıkar. Dalgaların gücü en sert kayalarda bile böyle oyukların oluşmasına neden olabi­lir.

Lav mağaraları: Volkanik bölgelerde yanar dağ lavlarının yeryüzüne çıkan parçalarının katılaşması, yer altında kalan sıvı maddelerin de akıp gitmesi sonu­cu yer altı mağaraları oluşur.

Buz mağaraları: Kireç taşının donması sonucu buz görünümünde olan bu mağaralar buzların bazen eriyip, bazen de donması ile oluşurlar.

Eski çağalardan beri mağaralar insanlar ve hayvanlar için sığınak yerleri ol­muşlardır. Jeologlar, kaya tabakalarının oluşumlarını incelerken, arkeologlar da ilk insanların yaşayışları, eriştikleri uygarlık seviyesi, düşünüşleri üzerinde bilgi edinmek üzere giriştikleri çalışmalar için mağaralarda geniş bir alan ve çok zen­gin malzeme bulurlar.

Özellikle sanayi ülkelerinde, mağaralar turist çektikleri için önemlidirler. Ön­celikle ışıklandırma sağlanmış, rahatça dolaşabilmek için yollardaki taşlar ve di­ğer engeller temizlenmiştir. Ziyaretçi gruplar yer altı ırmaklarında ya da göllerin­de tekneyle gezdirilir.

Pazar, 27 Nisan 2014 08:59

Fosiller

By

Eskiden yaşamış canlı kalıntı ve izlerine fosil denir. Tortul kayaçlar arasına sıkışan canlıların kemik, diş, kabuk gibi sert kısımları çeşitli minerallerle kaplana­rak fosilleri oluşturur. Fosilleşme en güzel deniz diplerinde, bataklıklarda ve bu­zullarda oluşur.

Fosil, Latince “yerden çıkartılan” anlamına gelmektedir.Fosilleri inceleyen bilim dalına paleontoloji adı verilir.

Canlılar öldükten sonra, deri, et gibi yumuşak kısımları çürüyerek yok olur. Kemik, kabuk, diş gibi sert yapılar tortul tabakalar arasında gömü­lerek üstleri minerallerle kaplanır. Yani taşlaşarak fosil hâli­ne geçerler. Fosiller, içinde gömülü oldukları kültelerle aynı yaştadırlar. Bir hayvan iskeleti kalıntısı fosilleştiği gibi canlı­ların killi külteler üzerinde bıraktıkları izler de fosilleşir.

Bilim insanlarının yaptıkları araştırmalar, en iyi fosilleş­menin denizlerde olduğunu göstermektedir. Karalarda, buzullar ve bataklıklarda da fosilleşme olmaktadır. Fosiller bataklık, okyanus, göl, akarsuların tabanlarında buzul, kumul ve ağaçların özsuyu gibi yerlerde oluşur.

Fosil, eski canlıların jeolojik birikinti ve tortulanma yerleri içinde, havasızlık, ısı, basınç gibi etkilerle taşlaşmış şekilleri veya izleridir. Deniz hayvanlarının fo­silleri daha çok kireç taşında, kara hayvanlarının fosilleri ise kumtaşında bulunur.

Fosiller sayesinde çok eski devirlerde yaşamış bitki ve hayvanlar hakkında bilgi sahibi olduğumuz gibi, onların yaşayışlarını, yaşadıkları bölgeleri de öğrene­bilmekteyiz. Fosil araştırmaları yapılırken, toprağın en derin tabakasında rastla­nan fosiller çok eski zamanlarda yaşamış canlıları; daha yüksek tabakalarında rastlananlar ise yakın zamanlarda yaşamış olanları gösterir. Fosiller, aynı zamanda üst üste yığılmış toprak tabakalarında bulunduğundan, sırayla bunların incelenmesi, bitki ve hayvanların zamanla ne gibi gelişmeler geçirdiğini de açık­ça gösterir.

Fosiller, canlıların gelişmeleri, evrimleri hakkında bilgi edinmemizi sağlar. Fo­siller sayesinde o yerin geçmişteki yeryüzü şekli ve iklimi hakkında da bilgi sahi­bi oluruz. Yine geçmişte yaşayan canlıların günümüze kadar bir soyunun gelip gelmediğini, gelmişse ne gibi değişmelere uğradığını fosiller sayesinde öğreniriz.

Bilim insanları, kalıp hâlindeki izleri inceleyerek Dünya'mızın (yerkürenin) yaşını hesaplamışlardır. Demek ki fosiller, Dünya'nın yaşı hakkında da bilgi verirler. Fo­sillerin incelenmesiyle, Dünya'da bir milyar yıldan beri hayatın var olduğu anla­şılmıştır.

Bu açıklamalardan sonra fosili şöyle tarif mümkündür: Dünya’mızın tarihi bo­yunca, yaşamış olan varlıkların toprak altında kalarak et ve deri gibi yumuşak olan kısımlarının çürüyerek yok olmasıyla, geriye kalan kemik, diş ve tırnak gibi kısımlarının taşlaşarak günümüze kadar gelmiş hâline fosil denir.

Fosillerin Yararları:

•        Fosiller içinde bulundukları tortul kayaçların hangi çağa ait olduğunu anla­mamızı sağlar.

•        Fosiller o yerin geçmişteki yeryüzü şekli ve iklimi hakkında bilgi verir.

•        Bugün yaşamayan soyları tükenmiş canlıları tanımamızı sağlar.

•        Canlıların gelişimleri ve evrimleri hakkında bilgi edinmemizi sağlar.

Fosilleşme şekilleri farklı farklıdır.

Örneğin;

  • Bir kısmı çürüyen canlının çürüme­yen kısımlarının taşlaşıp korunma­sıyla
  • Tamamen çürü­yen canlıların bu­lunduğu ortamda kalan izlerinin taş­laşıp korunmasıy­la
  • Ağaçların öz sula­rına konan canlı­ların ölüp öz suyu sayesinde sertle­şerek çürümeden tamamen korun­masıyla fosilleş­me gerçekleşir. 

Ölü organizmaların çoğu fosilleşemez. Ölü organizmalar aşağıdaki akışa benzer bir yo­lu izlediğinde fosiller meydana gelir:

                

 

Fosil Yakıtlar

Yüzlerce milyon yıl önce ölen ağaçlar ve bit­kiler okyanusların tabanına batarak bir taba­ka oluşturmuştur. Bu tabakanın üzeri kil, kum ve diğer minerallerle örtülerek tortul kayaçları oluşturmuştur. Zamanla bu bölgede­ki kayaçlar alttaki tabakaları sıkıştırır. Milyonlarca yıl süren bu sıkışmanın etkisiyle ağaç ve bitki kalıntıları petrol, doğalgaz ve kömür yataklarına dönüşür. Bu oluşum şek­li fosillerin oluşumuna benzemektedir. Bu nedenle kömür, petrol ve doğalgaz gibi ya­kıtlara fosil yakıtlar adı verilir.

Fosiller üzerinde yapılan incelemeler, ilk bitkilerin bundan 350 milyon yıl ön­ce yaşamaya başladığını göstermektedir. Dev eğrelti otu ormanlarının jeolojik çağlar boyunca toprak altında kalması, bugünkü maden kömürü yataklarını mey­dana getirmiştir.

Kömür, doğal gaz ve petrol gibi fosil yakıtlar fosilleşmenin özel bir hâlidir.

Kömür, aşağı yukarı 250 - 400 milyon yıl öncesinin sıcak nemli iklimlerinde yetişen büyük orman bitkilerinin fosillerinden meydana gelmiştir. Bu bitkiler, öle­rek çürümüş ve zamanla, karaları kaplayan, denizlerin biriktirdiği tortular altına gömülüp katılaşmıştır.

Petrol, milyonlarca sene evvel toprak altında kalan bitki ve hayvanların orga­nik maddelerinden meydana gelmiştir. Kömür, petrol ve doğal gaz gibi yakıtlara fosil yakıt adı verilir.

Pazar, 27 Nisan 2014 08:05

Madenler

By

    Üzerine yaşadığımız yer kabuğu kayaçlardan oluşur. Yer kabuğunun yapısında bulunan taş ya da kayaların hepsine birden kayaç adı ve­rilir.

Yer kabuğunun ana maddesi kayaçlardır.Zamanla kayaçlar parçalanarak kaya, taş, ça­kıl ve kum oluşur. Kayaçların ufalanmış parçala­rı canlı kalıntıları ile karışarak toprak oluşur. Yer kabuğunu oluşturan kayaçların üzerinde toprak ya da su bulunur. Toprak aşağıya doğru kazıl­dığında en sonunda kayaç tabakasına ulaşılır. Kayaç tabakası minerallerden oluşur.Kayaçları birbirinden farklı yapan yapısın­daki minerallerdir. Yer kabuğunu oluşturan kayaçların tümünde değişik mineraller bulu­nur. Yer kabuğunun yapısında 2000’in üzerinde mineral çeşidi vardır.

Kayaçları oluşturan mineral ve bazı değerli taşlar günlük hayatımızda kullandığımız pek çok şeyin hammaddesidir. Ekonomik değeri olan taş ve minerallere maden denir. Ma­denlerin ham madde olarak kullanılması teknolojinin gelişmesine önemli katkıda bu­lunmaktadır.

Altın: Ekonomik değeri yüksek, az bulu­nan bir maden­dir. Kuyumculuk, süsleme, elektro­nik ve diş hekimliği sahasında kulla­nılır. Altın, hava ile temas edince kim­yasal değişime uğramaz ve bozulmaz. Bu ne­denle yüksek öneme sahip teknolojik cihazların elektronik aksamında kullanılır.

 

 

 

Bakır: İyi bir iletkendir. Elektrikli cihazlarda, kablo yapımında vb yerlerde kullanılır.

 

 

 

 

Bor: Yüzyılın en önem­li madenidir diye­biliriz. Jet, uzay mekiği gibi taşıt­ların yakıtıdır. Bu­nun dışında diş fırçasından boyaya elektronikten yakıta kadar 7000 ayrı kullanım alanı vardır.Elektrik elektro­nik ve mutfak eş­yası yapımında kullanılır.

 

 

 

Cıva: İlaç ve boya sa­nayiinde, dişçilik­te ve termometre yapımında kulla­nır.

 

 

 

Demir: Otomotiv ve in­şaat sektöründe ray yapımında kullanılır.

 

 

 

Kurşun: Akü yapımında, çatı kap-lamalarında, mermi yapımında kullanılır.

 

 

Sayfa 1 / 5